Son günlerde artan asayiş olaylarına dikkat çekmek istiyorum. Ancak bunu yaparken kolaycılığa kaçıp suçu doğrudan polise, emniyete yıkmanın doğru olmadığını da açıkça söylemek gerekiyor.
Her olaydan sonra aynı cümleler yankılanıyor:
“Polis nerede?”
“Emniyet ne yapıyor?”
Hadi oradan!
Suçlamak En Kolay Yol
Bir olay oluyor, sosyal medya ayağa kalkıyor. İlk hedef polis. Oysa mesele bu kadar basit değil. Güvenlik güçleri elbette görevini yapacak, eksik varsa eleştirilecek. Ancak her yaşanan şiddet olayının tek sorumlusu olarak polisi göstermek gerçekçi değil.
Herkesin Başına Bir Polis Mi Dikelim?
Lüks bir restoran, polislerin gözü önünde uzun namlulu silahla taranıyor.
Düğün salonunun önünde bir cinayet işleniyor.
Trafikte yol verme tartışması kanlı bitiyor.
Bir başkası evinde eşini öldürüyor.
Şimdi soruyorum: Polis her evin içinde olabilir mi? Her aracın içinde mi oturmalı? Her düğünde, her sokakta, her masada mı beklemeli?
Herkesin başına bir polis mi dikelim?
Mesele Asayişten Öte
Bugün yaşananların büyük kısmı anlık öfkenin, tahammülsüzlüğün ve silaha erişimin bu kadar kolay olmasının sonucu. İnsanlar artık konuşmadan vuruyor, düşünmeden ateş ediyor.
Bu sadece bir güvenlik meselesi değil; bir zihniyet meselesi.
Toplum olarak öfke kontrolünü, sabrı, empatiyi kaybediyoruz. Küçük bir tartışma büyüyor, büyüyor ve bir anda geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açıyor.
Güvenlik Toplumun Ortak Sorumluluğudur
Elbette polis görevini yapacak. Elbette devlet düzeni sağlayacak. Ama ailede başlayan eğitim, okulda pekişen değerler ve toplumsal bilinç olmadan sadece devriyeyle huzur sağlanmaz.
Her sokağa ekip koyabilirsiniz.
Ama her kalbe vicdan koyamazsınız.