Eskiden insanlar hayatını olduğu gibi yaşardı. Şimdi ise herkes sosyal medyada gördüğü hayatlara özenir hale geldi. Ama orada gördüklerimizin çoğu gerçek değil. Filtreli fotoğraflar, seçilmiş anlar, abartılmış mutluluklar… Kimse derdini, kavgasını, sıkıntısını paylaşmıyor.
Sorun da tam burada başlıyor.
İnsanlar kendi hayatını başkalarının hayatıyla kıyaslıyor. “Onlar mutlu, biz neden değiliz?” düşüncesi evin içine huzursuzluk olarak giriyor. Küçük meseleler büyüyor, memnuniyetsizlik artıyor. Evlilikler bundan ciddi şekilde etkileniyor. Eşler birbirinden uzaklaşıyor, güven zedeleniyor. Hatta bazıları sosyal medyada tanıştığı kişilerle yanlış ilişkilerin içine giriyor.
Sonunda olan yine çocuklara oluyor.
Dağılan ailelerin ortasında kalan çocuklar, ne yapacağını bilemez hale geliyor. Sevgi ve ilgi eksikliği onları farklı yollara sürüklüyor. Bugün yaşanan birçok üzücü olayın arkasında da bu kopukluk var. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşananlar da bize bunu bir kez daha gösterdi.
Artık şunu açık açık konuşmak gerekiyor:Sosyal medya bu haliyle masum değil.
Bu yüzden belirli kısıtlamalar şart. Özellikle çocuklar ve gençler için sosyal medya kullanımına ciddi sınırlar getirilmeli. Herkes her yaşta, her içeriğe bu kadar kolay ulaşamamalı. Denetim olmalı, bilinçlendirme artırılmalı. Aileler de bu konuda daha dikkatli olmalı.
Çünkü bu sadece bireysel bir mesele değil, toplumsal bir mesele.
Kimse “ben etkilenmem” demesin. Bu etki yavaş yavaş oluyor. Fark etmeden insanın düşüncesini, beklentisini değiştiriyor. Sürekli başkalarının hayatına bakarsan, kendi hayatın sana eksik gelmeye başlar.
O yüzden biraz durup düşünmek gerekiyor.
Sosyal medya hayatımızı yönetmemeli. Gerekirse sınırlandırılmalı, gerekirse daha sıkı kurallar getirilmeli. Çünkü konu sadece zaman kaybı değil; aileler, çocuklar ve toplumun geleceği.
Telefonu biraz kenara bırakıp gerçek hayata dönmek zorundayız.Eşimize, çocuğumuza, sevdiklerimize…
Çünkü gerçek olan orası. Diğeri sadece bir ekran.